İki Büyüleyici Bakış Açısı ve Proje
Göbel, prototip oluşturma ve fikirleri görselleştirmenin ötesinde, bu teknolojiyle özellikle StimuCrete adlı projesi aracılığıyla ilgileniyor. Federal Araştırma, Teknoloji ve Uzay Bakanlığı’ndan fon alan bu proje, betonun “reolojik davranışı” olarak adlandırılan özelliğini inceliyor. Projenin hedefi, betona akıllı özellikler katmak. Kulağa ilk başta karmaşık gelse de, bu durum 3D beton baskı alanında çığır açan bir ilerleme sağlayabilir.
Basitçe anlatmak gerekirse, betonun baskı işlemi sırasında esnek ve akışkan kalması, ancak baskı kafasından çıktığı anda bir sonraki katmanı taşıyabilmesi için hemen katılaşması gerekiyor. Göbel, StimuCrete projesinin amacını, “Bu davranışı bir düğmeye basarak ‘açıp kapatabilmeyi’ mümkün kılmak istiyoruz,” şeklinde açıklıyor.
Braun ise 3D baskıyı, yaratıcı süreçleri temelden dönüştürebilecek bir araç olarak görüyor. Geleneksel üretim süreçleri katı bir şekilde birbirinden ayrılır. (Mesela, bir evi tasarlayan mimar ile onu sonradan inşa eden inşaat firmasını düşünün.) Braun’a göre katmanlı üretimle (additive manufacturing) birlikte, tasarım ve uygulama artık birbirinden ayrı aşamalar olmaktan çıkıyor: “Tasarım, artık üretimden önce bitirilen bir şey değil, üretim sırasında gelişmeye devam eden bir süreç.”

Braun, bunun aynı zamanda yaratıcı gerilimler de yarattığını açıklıyor. 3D baskının getirdiği mekanik hassasiyet, tasarım süreçlerinin dijital koşullar altında nasıl değiştiği ve bu esnada zanaatkarlığın akıbetinin ne olacağı gibi büyüleyici soruları da beraberinde getiriyor. Braun’u en başta 3D baskıya yönlendiren araştırma soruları da bunlardı.
Onun asıl ilgisini çeken şey, odak noktasının mükemmellik değil; sapmalar, malzemenin tepkileri ve “ortaya çıkan” (emergence) durumlarla eleştirel bir bağ kurmak olan “dijital zanaatkarlık” fikri. Kısacası, baskı sırasında ortaya çıkan kusurlar birer “hata” olarak değil, yaratıcı bir kaynak olarak görülmeli.